İLHAN SAYIN
 

Drawings & Watercolors

Reviews Biography Contact
 
 
  view all  
 
     
 
 

KENDİ SEYRİNDE DESENLER
Fatih Özgüven

Desen, sergilerde büyük eserlerinin yanında mütevazi yerini alır genellikle. Ona 'bitmiş' büyük resimlerin yanında el alıştırması, pentüre giden yolda eskiz, hazırlık gözüyle bakmak adettendir. Sadece büyük bir ressamın desenlerinden oluşan bir sergi, ne kadar hayranlık uyandırıcı olsa da, kendine özgü tadı her zaman eksikliğinde, tamamlanmamışlığında, bir 'ön sevişme' havasında olmasındadır. Seyirci esasen orgazm peşindedir. 'Resme' bile yan gözle bakmaya yeltenilen şu günlerde desenin kaderi daha da belirsiz sanki.

Oysa, desenin görece bitmemişliği, içerdiği yanıltıcı ve kendince drama yüklü 'kararsızlık' belki de onun en çekici tarafıdır. İlhan Sayın, yllardır, kararlı biçimde desen yapıyor. Desenin müphem cazibesinden etkilenen çoğumuz, aralarında ben de olmak üzer, yazdıklarımızı onun desenleriyle destekledik. Edebi anlatıda belli bir bitmemişlikten, kararsızlık tadından hoşlanan ben, onun çizgilerini hikayelerimin yanına, kitaplarımın kapakları üzerine
yerleştirmekten özellikle hoşlandım.

Desende kararlı olmakla birlikte, sergi açmakta yeterince kararsız olan İlhan Sayın, desenlerini bir araya getirdiği ilk sergisi 'Seyir'i nihayet Depo' da açtı. Bunların çoğu büyük bir resme doğru giden yolda hazırlık olmayan, çoğunlukla da desen alanını tamamen kaplamaktan kaçına işler. İlhan Sayın' ın erdemlerinden biri resim alanını tamamen kaplamaktan kaçınmak, farkında olarak ya da farkında olmayarak desenden çok deseni çevreleyen boşluktan etki sağlamak ise, bir erdemi de bu halin sağladığı 'drama' imaknını ta kenarlara kadar (demek geliyor içimden) götürmek. Onda figür ya da form, manzara ya da sahne, çoğu örnekte desenin müphem kenarlarına dayanıp boşluğa karışır, daha doğrusu kayar, kağıdın beyazında erir gibi olur. (Günümüzde ressam kadar seryicinin de gözünün sinemaya alışkın olduğunu farzederek, Fassbinder' in 'Effi Briest' inin 'beyaza kesme' sahnelerini örnek vermek isterim.) Buna boyutları, alışılmamış uzunlukta ya da küçüklükte formatlarını da ekleyebiliriz.

Benim için bu sergideki çoğu siyah-beyaz ya da belli berlirsiz renklendirilmiş gibi duran desenlerdeki dikkat çekici nokta da, doğadan formlar/ pastoral manzaralarla yapıntı eşya/ atılmış eşyanın manzarasının (diyelim) oluşturduğu birliktelikler. 18. yüzyıl Fransız desenini ya da Japon estamplarını hatırlatacak kadar klasik doğa manzaraları, birden doğaya terkedilmiş otomobil tekerlekleri, tahta kasalar, atılmış
şilteler ya da plastik su depoları ile birleştiğinde çizgi evreninin ta kendisinin formları nasıl meczedebileceğini, etkileyici bir desenin yumuşak ve organik ile sert ve köşeli arasındaki tezattan yararlanırken, onları birbiri içinde eritebileceğini de düşünürsünüz.

İlhan Sayın' da bu durumun bazen sadece ahenge değil, belli bir (erotik) tekinsizliğe, en azından tedirginliğe yol açabileceğine de dikkat çekmek gerek; özellikle de pentüre yaklaştığı noktalarda. Süslü, pembe bir tarakla müphem bir ilişki içindeki, çehresinin üst tarafı beyaza karışmışn sakalın, klasik bir ovalin çevrelediği tutkulu öpüşmenin, neredeyse pornografik olanın aleminden pentüre taşınmış torso' nun İlhan Sayın' daki tezat eğiliminden yararlandığını düşünmek çok mümkündür. Bir sıcak ve soğuk karşılaşması gibidir bu. Toplam etkisi hiçbir zaman 'ılıklık'la sonuçlanmayan.

 
 

 
  ŞMENİN ANLAMI VE DİĞER ŞEYLER
Ahmet Ergenç

''...Benzer bir sükûnet hissi İlhan Sayın’ın çizimlerine de hakim: Terk edilmiş bir kumsalın perişan huzuru ya da bir su birikintisinin üzerindeki otların sessiz yoğunluğu. Bu çizimlere bir kriz-sonrası hal hakim. Krizin çözümünü bulmakla uğraşmayan, kriz kalıntılarının bir yoğunluk vesilesi olabileceğini hissettiren bir hal. Fonda bir yerde Eric Satie çaldığını hissetmek bile mümkün...''